Günün köşe yazıları: Merdan Yanardağ gündemden düşmüyor

Tutuklanan gazeteci Merdan Yanardağ, bugünkü köşe yazılarının çoğunda gündem olmaya devam etti.

Rahmi Turan, Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan yazısında “Hukuk yine ayaklar altında!” girizgahı ile şunları yazdı:

26 Haziran günü gözaltına alınan Merdan Yanardağ, 27 Haziran günü tutuklanıp hapse atıldı.

Savcılığın elindeki en önemli delil, montaj video… Bir takım karanlık kişiler uzun bir programı kırpıp kırpıp, birkaç dakikaya indirmişler… Konuşmanın önündeki cümleler atılmış, arkasındaki sözcükler yok edilmiş, ortaya, kanlı terör örgütünün çocuk katili liderini övdüğü izlenimi verilen montaj bir video çıkmış…

Demokrasiyi, düşünce ve fikir özgürlüğünü savunan yurtseverleri susturmanın kolay yolu montaj videolar mı oldu?

★★★

Dünyadaki itibarımız malum… Demokrasi ve fikir özgürlüğünde büyük oranda güven ve itibar kaybetmiş durumdayız…

Tele-1 Genel Yayın Müdürü Merdan Yanardağ’ın “Terörü övdüğü” iddiasıyla hapse atılması, Türkiye‘deki hukuksuzluğun üzerine tuz-biber ekti.

Merdan Yanardağ, televizyon programları ile yazdığı köşe yazıları ve kitaplarla halkı aydınlatmaya çalışan bir gazeteci…

Onun hapse atılmasının aslında Türkiye’ye büyük zararı var.

Evrensel hukukun işlemediği bir ülke olduğumuzu dünyaya bir kez daha ilan ettik.

Böyle bir ülkeye kim gelir yatırım yapar?”

BirGün yazarı L. Doğan Tılıç: “Merdan Yanardağ’ın boynu!”

“AKP yöneticilerinin ve destekçisi gazetecilerin söylediği, M. Yanardağ’ın cümleleri ve bağlamıyla kıyaslanamayacak kadar doğrudan “Öcalancı” ifadelerden ne kadar uzun bir liste yaparsak yapalım, sadece havanda su döveriz: “Öcalan dünyanın geleceğini iyi okuyor.” (Yasin Aktay) “Öcalan’ın olayları okuma kabiliyeti ve tecrübesi var. Mesajlarında sürecin geleceğini düşünen bir hassasiyeti var.” (Yalçın Akdoğan) “Öcalan’ın düşünceleri bizim de düşüncelerimiz. Biz aslında devleti, kurumları kendisiyle hesaplaştırdık.” (Beşir Atalay)

Su döveriz, çünkü cezalandırılan söyledikleriniz değil, muhalif olmanız!

TELE1ekranında konuştuğunuz için hapse atılırken de, Tatvan sokaklarında yolsuzluk haberi yaptığı için Sinan Aygül gibi öldürülesiye dövülürken de…

Amaç; siyasette de medyada da muhalefetsiz bir rejim! Hiçbir şeyin eleştirilmediği, karşı çıkılmadığı, duyulan tek sesin iktidarın icraatlarına alkış sesi olduğu bir düzen.

Kendi içinde ve birbiriyle didişen ve hatta fırsat bu fırsat M. Yanardağ’a girişen “iyi” muhalefet bunun farkında mı değil, yoksa iktidarla aynı yöne mi kürek çekiyor, siz karar verin.”

Cumhuriyet yazarı Murat Ağırel: “Bir tutuklama değil, bir eşik…”

“Merdan Yanardağ’ın, Abdullah Öcalan ile ilgili açıklamaları gerekçe gösterilerek tutuklanması, II. Abdülhamit döneminden bu yana bu topraklardaki bir anlayışı bize yeniden hatırlattı. Bu anlayışa göre fikrini, düşünceni doğru ya da yanlış da olsa kafana estiği gibi dile getiremezsin.

HALK TV, KRT, TELE1, SÖZCÜ, FOX gibi haberleri hükümetin diliyle vermeyen kanallara verilen cezaları gördünüz.

İhaleler alan, holdingleşen yandaş medyanın hedef göstermesi; hırsızlıktan, arsızlıktan sokağa çıkamayacak kişilerin “ahlak satarak” yaptığı linçlerin neticesinde hukuk sistemi de emir eri gibi davranıyor.

Gece hedef gösterilenleri sabah tak diye hapse tıkıveriyorsunuz.

Hadi hükümeti biliyoruz. Yıllardır gerçekleri söyleyenlere, FETÖ ile ortaklaşa yaptıklarını biliyoruz. Affetmeyeceğiz. Tarih önünde hesap verecekler o ayrı… Peki ya muhalefete ne demeli?

CHP cephesi Merdan Yanardağ tutuklamaya sevk edilene kadar herhangi bir açıklama yapmadı. Yetkililere sordum, “Tutuklanma gibi bir durumun olmayacağını düşünüyorduk. Tutuklanma istemiyle sevk edilince açıklama yaptık” diye cevap verdiler.

İYİ Parti’nin bazı temsilcileri Merdan abiyi kınadı. Gayet normal. Ama suç duyurusunda bulunmak nedir?”

Cumhuriyet yazarı Şükran Soner: “68’lilerin damarına basmak akıl işi mi?”

“Bayramın bıktırıcı aynı haberlerinden kaçmak adına TRT 1’i dinler oldum. Fransa, polisin öldürdüğü bir yabancı genç üzerinden yine yangın yerine döndü. Fransa’da Almanya’da yaşananlardan çok farklı tonlarda olsa da bizim 68’liler ile onlarınkilerin reddedilemeyecek ortak damarları var. 1964’lerden, öğrencilik yıllarımdan yani, Harun Karadeniz ile birlikte İTÜ çatısı altından tanıdığım Mete Akalın’la bir ömür boyu çok fazla ortak toplumsal olayların içinden geçtik.

***

Doğrusu bayramdan bir gün öncesine yapılan sorgu çağrısından, tutuklanacağı kokusunu almıştım. Çoğunluk ise sahte belgeler üzerinden tutuklama olamayacağı öngörüsü ile bayram öncesi barış adımı olarak değerlendirmişler, elbette bir o kadar da düş kırıklığına uğramışlar. Gelebilenlerle sürekli buluşma girişimlerini, sorumlu meslek örgütlülükleri odaklı, sürekli yapmayı seçmişler.”

Sol yazarı Aydemir Gürler: “Merdan’ın hatırlattıkları”

***

“Peki, provokasyon imalatçısı İyiP’lilerin “Tele 1 kapatılsın” ile düşünce özgürlüğü arasında salınmalarına ne diyeceğiz? “Bunlar böyle ilkesizdir” mi?

Veya Kılıçdaroğlu’nun iki çift söz söylemek için tereddüt göstermesine? “O hep böyledir” mi?

Kürt siyaset dünyasından fazla ses çıkmaması, gerçekten sosyalist aydınların kaderine o mahallede de alışılmasından mıdır, yoksa Yanardağ’ın geçmişte AKP-HDP “çözümüne” ikna olmayıp tepki gösteren bir sosyalist olmasından mı?

Hepsinin bir yeri olabilir. Ama Merdan’a yönelik saldırı, asıl, düzen siyasetinde muhalefetin her kesimiyle sürece hazırlıksız, inisiyatifsiz, proje yoksunu olduğunu açık etti. Sevgili Merdan AKP’nin yeni bir sahtekârlık açılımı karşısında ön almayı ve ön kesmeyi denemiş olabilir; eline sağlık. Birinin memleketin değneksiz gezilecek köy olmadığını göstermesi gerekiyordu!

Partiler ve sınıflar düzleminde ise, doğrusu, başka bir odaklanma olmalıdır. Düzen güçlerinin tamamının yok saydığı işçi sınıfıdır o odak. Sahtekârlara, beceriksizlere, sağcılara, sermaye düzenine karşı işçi sınıfı yeni bir açılımın hazırlığına sokulmalıdır. İktidarın yeni yutturmacalarına yol verilmemeli, alan bırakılmamalıdır. Ve elbette işçi sınıfımız Türklerden, Kürtlerden ve başka kültürlere sahip kardeşlerden oluşmaktadır. Oyun bozma gücü de, sorun çözme ehliyeti de işçi sınıfımızda vardır.”

Evrensel yazarı Ender İmrek: “Merdan Yanardağ’ın tutuklanması ve gösterdikleri”

“Benim 45-50 dakikalık değerlendirmem bağlamından koparılarak 5-6 dakikalık montajla suç delili haline getirildi” diyen Yanardağ, ifadeye çağrılmak yerine, program yaptığı esnada polisler tarafından TELE 1 kanalı basılarak gözaltına aldı. Bu bilinçli bir tercihtir. Diğer muhalif kanallara “ayar” verilmek isteniyor. Muhalefete; “Kürt sorunu ile yalnız ben ilgilenirim ve benim çizdiğim sınırın içinde hareket edeceksiniz” diyor. AKP ve MHP’nin, şimdilerde dağılmış olsa da altılı masanın mensupları arasına “nifak tohumları” ekmek için bu konuyu değerlendirmek istediği anlaşılıyor. Yanardağ yalnızlaştırılmak ve linç edilmek istenirken, başka bir hesap da devreye sokulmuş oluyor. Yanardağ, Kürt sorununu ve Öcalan üzerinden hedefe konularak, ulusalcı, milliyetçi kesimlerin hedefi haline getirilmek isteniyor. Bu kesimler ile ırkçı faşist güçlerin ittifakına yeni bir alan yaratılıyor.

Umarım aklıselim galebe çalar ve muhalefet bu oyunu bozmayı başarır. Ve Merdan Yanardağ’ın serbest bırakılması için tüm muhalefet sorumluluk altındadır.”

Cumhuriyet yazarı Miyase İlknur: “Bu daha başlangıç!…”

Neden Merdan Yanardağ?

Aklımıza iki neden geliyor.

İlk neden, seçim sonrası muhalefete hâkim olan ağır yenilgi travmasının sonucu olarak iç kavgaları ile boğuşmasına isyan eden Yanardağ’ın “Bırakın didişmeyi yahu. Siz seçimi kaybetmediniz. Aldığınız seçimi size kaybetmişsiniz gibi sundular. Önce hile ile değişen oyların peşine düşün ve umutsuzluğu atın üzerinizden” feryatları ile muhalefeti sarsmasına ve özgüven tazelemesine neden olacak konuşmalarına öfkelendiler

İkinci neden, iktidarın yeni bir Kürt açılımının zeminini hazırladığını, bunu da İmralı üzerinden yapmayı tasarladığını zamanından önce ifşa etmek.

Merdan’ın söylediklerinden “terör eylemini ya da teröristi övme” anlamı çıkarmak için ya dinlediğini anlamayacak kadar zekâdan malul ya da kötü niyetli olmak gerekir. Elbette ki burada ikinci şıkkı gözü kapalı işaretliyoruz.

Çünkü biz bu kumpas süreçlerini Ergenekon, Balyoz, Gezi ve Kobani davalarında gördük, yaşadık. Pek çok gazeteciyi gözdağı vermek için iler tutar yanı olmayan iddianamelere dayanarak tutukladıklarına şahit olduk. Casusluk davalarından da çok iyi biliyoruz. Bu ülkenin Kozmik Odası’nın CIA’nın aparatı FETÖ’cü savcılara açılması emrini veren casusluktan yargılanmaz ama ülkenin hayrına olmayan icraatları yazan gazeteciler casusluktan yargılanır.

Bu saatten sonra Merdan’ın söylediklerinin daha önce bizzat cumhurbaşkanı, bakanlar, cumhurbaşkanı danışmanları ve yandaş medya mensupları tarafından söylendiğini belirtip “Onlara niye dava açılmadı” diye sormanın bir manası yok.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx